Nezih Ünen Projects
Ana Sayfa Biyografi Müzik Sinema & TV Edebiyat Medya Galeri İletişim
MEDYA
Nezih Ünen’in çok yönlü sanat üretimi, yıllar içinde medyanın farklı alanlarında güçlü yankılar buldu. Kariyerinin ilk dönemlerinde kurumsal müzik tasarımları ve popüler kültüre damga vuran şarkılarıyla başlayan bu yolculuk; Anadolu’nun Kayıp Şarkıları projesiyle evrenselleşerek çok daha saygın ve sınırları aşan bir vizyona evrildi.
Sedat Ergin – 18.5.2017 | Hürriyet
Anadolu ezgileriyle Batı müziğinin buluştuğu köprü: Nezih Ünen, bir arkadaşından duyduğu, geçmiş zamanda Karadeniz’de geçen bir anekdotu aktarıyor. Arkadaşı Karadeniz’in sisli tepelerinde arabayla giderken yol kenarında yürüyen bir teyze, hiç duymadıkları bir türkü söylüyormuş. Türkü o kadar güzelmiş ki, hemen inip kaydetmek istemiş ama şansa bakın, teybin pili bitmiş. “Boş verin yavrum...” diye gülümsemiş teyze, “bu türküler bu vadilerden çıkmaz zaten”
Nezih Ünen, ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ albümünün girişinde yer alan yazısında, bu teyzenin sözlerini hatırlattıktan sonra şöyle diyor: “Yıllar süren bir çabayla gezdik dolaştık Anadolu’yu. O şarkıları bulmak ve o vadilerden, o tarlalardan, o köylerden çıkartmak için.”
Boğaziçi Üniversitesi’nde makine mühendisliği okuduktan sonra müzisyenliğe ve besteciliğe yönelen Ünen, ilk film müziğini 1987’de TRT’de yayımlanan, senaryosunu Attilâ İlhan’ın yazdığı ‘Yarın Artık Bugündür’ dizisi için bestelemiştir. Bu çalışmada Anadolu temalarıyla Batı müziğini bir araya getiren bir format üzerinden hareket etmiştir. Ünen’in o tarihten beri kafasını meşgul eden bir düşünce vardır: Anadolu’nun seslerinin bir haritasını çıkarmak...
Bunu Anadolu’nun etnik müziklerinin derlenip arşivlenmesinde hak edilmiş bir şöhreti olan Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık’a açar. Saltık, kendisine yardımcı olduğu gibi iki önemli müzik adamıyla tanıştırır Ünen’i: Karadeniz müzikleri alanında otorite olan Birol Topaloğlu ve etnomüzikoloji alanında önemli çalışmaları olan akademisyen Melih Duygulu…
Ünen, kendisine bir güzergâh belirler ve 2002 Eylülünde bir yapım sorumlusu, bir set işçisi, iki kameraman, bir sesçi, kendisi ve şoförle birlikte yedi kişiden oluşan bir ekiple yola koyulurlar. Kendisi zaman zaman üçüncü kameraman olarak görev üstlenir.
İstikamet önce Batı Karadeniz, ilk durak Zonguldak’tır. Sonraki günlerde Kastamonu üzerinden Tokat’a, oradan Doğu Karadeniz’e geçilir. Daha sonra Doğu ve Güneydoğu’ya yönelen, ardından Orta Anadolu üzerinden Mersin’e inen bir güzergâhla yaklaşık bir ay süren bir seyahat yapılır.
Bu bir tür müzik arkeolojisidir. Gittikleri köylerde, kasabalarda yerel, otantik seslerin peşindedirler. Kayıtlar o sesleri buldukları yerde, hemen orada çekilir. Hiç hesapta olmayan çekimler de yapılır. Örneğin Kars’ta yolda karşılarına çıkan çoban Mehmet Şah Türküz, onlara Kürtçe ‘Delale mı Way’ (Sevdiğim Benim) türküsünü olabilecek en yanık yorumuyla söyler.
Diyarbakır’da pamuk tarlasında çalışan genç kızlara rastlarlar. “Bu tarla pamuk tarla yola gel/Bu tarla pamuk ister yola gel/İşçiler para ister yola gel...” sözleriyle başlayan ‘İşçi Türküsü’ hemen orada pamuk tarlasında kaydedilir. Muş’ta Kürtçe hoyrat okuyan dengbejleri, Silifke’de ise Alevilerin bir semahını kayda alacaklardır. En çarpıcı kayıtlardan biri, Rize Hemşin’de üç teyzenin köprüden düşüp derede ölen bir kızın öyküsünü kendilerine özgü şiveleriyle söyledikleri anonim ‘Köprü Ortasında’ ağıtıdır.
İstanbul’a döndüklerinde stüdyo çalışmalarına başlarlar. Ancak Nezih Ünen daha yolun başında olduğunu hissetmektedir. Üç yıl sonra 2005’te benzer bir güzergâhı bu kez üç araba ve dört kameramandan oluşan daha büyük bir ekiple kat eder, daha önce gitmediği köylere, kasabalara uğrar.
Her iki gezide binlerce kilometre yol kat edilir. 350 saatlik görüntülü kayıt yapılır. 121 ayrı mekânda 133 performans çekilir. Ünen’in hazırladığı ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ adlı belgesel filminde kayıtlardan ancak 43’ü gösteriliyor. Albümde ise 14 şarkı yer alıyor.
NEFESLER, RUBAİLER, KÜRTÇE STRANLAR...
Projenin çetrefil kısmı, prodüksiyon bölümüdür. Bu, çok uzun ve meşakkatli bir mesaiyi gerektirir. Üstelik bu kez müzikal anlamda da bir meydan okuma vardır. Yapılan ses kayıtları Batı formatındaki düzenlemelerle buluşturulacaktır. Projenin püf noktası buradadır. Çalışma bir belgesel film ve ayrıca bir albümle sonuçlanacaktır.
Buradaki müzikal hedef, kaydedilmiş otantik ezgilerin Batılı tarzda yapılmış düzenlemelere eklemlenmesidir. Düzenlemelerin büyük bölümünü Nezih Ünen yapar. Bir bölümünü Moğollar’ın klavyecisi olan Serhat Ersöz üstlenir. Her bir ezgi için fonda onu tamamlayacak, zenginleştirecek ayrı bir müzikal doku tasarlanır. Elektronik ses efektlerinden zengin bir şekilde yararlanılır, arkada her seferinde kuvvetli bir ritim örgüsü vardır...
Sahada yapılan orijinal kayıtlar daha sonra stüdyoda kaydedilen düzenlemelerle buluşturulurken, müziğin akışında en ufak bir aksamanın olmaması, mükemmel bir tempo uyumunun sağlanması, bunun görüntülerle kusursuz bir şekilde örtüşmesi galiba projenin başarısındaki en önemli faktörleri oluşturuyor. İşin bu kısmında çok ince işçilik var. Sonuçta bizim Anadolu’nun şarkıları bu projede her seferinde farklı bir kimlikle karşımıza çıkıyor. En çarpıcı örnek olarak Urfalı Naci Yoluk’un cümbüşüyle çalıp söylediği Urfalı Kamil’e ait ‘Gam-ı Aşkınla’ gazelini gösterebiliriz.
Nezih Ünen’in düzenlemesinde bu içli gazeli çok yoğun bir şekilde Pink Floyd’u çağrıştıran bir müzikal doku kuşatırken, David Gilmour’un gitar sololarının hiç de gerisinde olmayan gitar partisyonları bu müzikal zenginliği tamamlıyor. Benzer bir diğer düzenleme, Hemşinli sempatik teyzelerin (Meryem Seyhan, Zekiye Bakır, Reyhane Alkan) söylediği ‘Köprü Ortasında’ ağıtının reggae ritminde kıpır kıpır bir şarkıya dönüşmesi. On altıncı yüzyıl Bektaşi şairi Hasan Dede’nin “Eşrefoğlu al haberi/Bahçe biziz gül bizdedir” dizeleriyle başlayan nefesini Ahmet Dede sazıyla çalıp söylerken, geride kuvvetli bir rock dokusu bu Alevi ezgisini selamlıyor.
Sonuçta Anadolu’nun değişik ezgi türleri, uzun havalar, nefesler, bozlaklar, maniler, Kürtçe stranlar, Yörük türküleri, gazeller, destanlar, semahlar, rubailer, Karadeniz türküleri ve iş şarkıları, hepsi sıraya girerek Batılı düzenlemelerin eşliğinde bir resmi geçit töreni halinde sizi selamlıyor bu projede.
ANADOLU VE BATI MÜZİKLERİ EL ELE...
“Anadolu müziği ile Batı müziğinin uyumu benim için çok enteresan bir konu...” diye söze giriyor Nezih Ünen ve müzikal anlamda yapmak istediğini şöyle anlatıyor: “Anadolu müziğinin dünyaya yeterince duyurulamamış olması bana hep rahatsızlık vermiştir. Oysa pek çok ülkenin otantik müziklerini dünyayla yarışabilir bir noktaya getirdiğini görüyoruz. Hedefim Anadolu’nun otantik müziklerini dünya standartlarında düzenlemeler içinde formatlayarak ortaya koymak. Böylelikle bizim şarkılarımızı, ezgilerimizi dünyaya Batı’nın ortak müzik standartlarında ifade etmiş oluyoruz. Bir yabancı bizim yerel bir müziğimize, örneğin bir türkümüze ilgi duymayabilir. Oysa aynı türkü orijinal yorum korunarak Batı formatı içinde sunulduğunda pekâlâ onların dikkatini çekebilir.”
“Duygu olarak zengin, teknik olarak benzersiz bir çalışma oldu” diyor Ünen, uzun yıllarını verdiği proje için. Minibüsün tekerleklerinin 2002’de ilk kez dönmesiyle belgesel filmin 2008’de tamamlanması arasında geçen süre altı yıldır. Film ilk kez 2008 İstanbul Film Festivali’nde gösterilir. Ardından pek çok yabancı film festivalinde izlenir. DVD’nin ve albümün piyasaya çıkması ise 2010 yılını bulur.
Bu son derece ilginç, renkli projenin karşılaştığı en önemli sorun, toplumda hak ettiği ölçüde göz önüne çıkamamış olması. Projenin bilinirliği nedense çok sınırlı kalmıştır. Bunu aşmak yönünde atılan önemli bir adım ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ projesinin konser olarak icra edilmeye başlaması oldu. Son olarak Zorlu Caz Festivali’nin programına ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ projesinin de alınması, albümü çıktığı günden beri bilenler için kaçırılmaması gereken çok değerli bir fırsattı.
Ve 7 Mayıs Pazar akşamı çoğu kayıtların yapıldığı dönemde projede yer almış olan müzisyenlerden oluşan grup Zorlu Performans Merkezi’nde sahneye çıkarak ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nı perdede, belgeselin görüntüleri eşliğinde kusursuz bir performansla icra etti. Hepsi birbirinden değerli müzisyenlerin ustalıklarını sergiledikleri son derece etkileyici bir performanstı bu.
Sahnede klavyesinin başına geçen Nezih Ünen, arkadaşlarıyla birlikte bizi Anadolu’nun ezgilerinin Batı müziğiyle el ele tutuştuğu bir köprüden geçirdi. Bütün mesele düzenlenecek yeni konserlerle daha çok insanın aynı köprünün üzerinden geçerek bu sentezle tanışması.
Can Dündar – 10.8.2009 | Milliyet
Yaşar Kemal Anadolu’yu “Dünyanın kültür bahçesini güzel ışıklarla doldurmuş bir çiçekler mozaiği” diye tanımlar. “Bu mozaiğin üstüne titremeliyiz” der.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dünkü Milliyet’in manşetine yerleşen sözleri, bu anlayışa denk düşüyor. Gül, Malazgirt kadar Bizans’ı da sahipleniyor. Dede Korkut gibi “Mem u Zin”i de miras sayıyor. Hem Ahlat’ı hem Ani’yi “bizden” görüyor.
Bir zamanlar kafatasçılardan ha babam fırça yiyen “mozaik”, yeniden itibar kazanıyor. Toplumsal barışın ilk adımı, devletin ırkçılıktan kopması, bahçenin her çiçeğine aynı saygıyla yaklaşmasıdır. Bunu yapabilirsek o mümbit toprak bire on verir.
Geçen hafta sonu Kosova’daki belgesel festivalinde izlediğimiz bir film, o zenginliğe bir kez daha şapka çıkarttırdı. Nezih Ünen, 5 yıl önce ilk belgeselini çekmek için yola çıkarken ekibine “Bir senaryomuz yok” demiş: “Anadolu yazacak; biz çekeceğiz.”
Çekmiş de...
Türkiye’nin her köşesine gidip yöre insanlarının otantik icralarını kaydetmiş. Müzisyenliğiyle fotoğrafçılığını harmanlayıp 5 yılda 350 saatlik çekim yapmış. Yok olmaya yüz tutmuş kültürel bir mirasın üzerindeki tozu silkelemiş, ona ilk parlaklıklarını kazandırmış. Sonra da arşivleyip eşsiz bir müzik kutusuna sığdırmış.
“Anadolu’nun Kayıp Şarkıları”, bize nasıl rengârenk bir kültür bahçesinde yaşadığımızı hatırlatıyor. Ünen’in kamerası, kâh Karadeniz’e çıkıp horon tepenleri kaydediyor, kâh Mardin’e inip Süryanilerin kilise ayinlerine dalıyor. Bursa’da kılıç kalkan oynuyor Anadolu; Sivas’ta semah dönüyor; Yozgat’ta bozlak söylüyor. İstanbul’da bu bahçeye Ermenice, Rumca, İbranice şarkılar katılıyor. Destan söyleyen nineler, rebet söyleyen muhacirler, ağıt yakan dengbejler, diz vuran zeybekler, raks eden dervişler... Davullar, zurnalar, tulumlar, bağlamalar, sipsiler, cümbüşler, bendirler, kemaniler... Düğünde, hasrette, göçte, kederde söylediğimiz, dert dökmekte, hasta iyi etmekte, koyun eğlemekte, ilanı aşk etmekte kullandığımız türküler...
Demir döverken, pamuk toplarken, ipek sararken, çamaşır yıkarken, ekin biçerken, toprak kazarken, hamur açarken, bebe uyuturken söylediğimiz ninniler, ağıtlar, deyişler, gazeller...
Hepsini en yalın haliyle kaydedip harikulade görüntülerle bezemiş Ünen; sonra da stüdyoda onları gitarla, dudukla, neyle, klarnetle beslemiş, güncellemiş, güzelleştirmiş. Ortaya, Anadolu’ya dair bütün ırkçı yorumları reddeden, güzelim bir gökkuşağı resmi çıkmış.
Farklılıkları reddeden, ırkçı ulus anlayışıyla her şeyi tek tipleştirilen popüler kültür salgınının el ele unutturmaya çalıştığı bir kültürel sermayeyi belgeliyor bu film...
Dişi dökülmüş, sesi kısılmış, gözünün feri sönmüş, ama çalma, söyleme, oynama iştahını hiç yitirmemiş Anadolu insanının belki de son seslerini kaydediyor.
Son sahnede, türküsünün ardından of çeken nineye bakınca, tüm varlığı kafatası avcılarınca yağmalanmış batık bir zengine benziyor Anadolu...
Yorgun ve tükenmiş görünüyor.
Ama bir yandan da bütün güzelliğiyle “Benden umudu kesmeyin” diyor.
“Çiçeklerim kurusa da ben, sulandığında yeniden bire on veren, eşsiz bir kültür bahçesiyim.
Tolga Akyıldız – 26.4.2008 | Hürriyet
Nezih Ünen’le dostluğumuz çok eski yıllara dayanıyor. Nezih, yirmili yaşlarını karşılarken İstanbul’a gelmiş, mühendislik okumuş, lakin içindeki müzik aşkını hiçbir zaman yenememiş bir adam. Aslında kafası stüdyo adamı matematiğinde çalışır.
Birçok önemli işin altına imza attı bugüne kadar. Yapımcıdır, bestecidir, aranjördür, yorumcudur, klip yönetmenidir. Belki siz bilmezsiniz ama Özcan Deniz’in, son dönemde kendi kategorisinde kazandığı başarıyı yaratan mimardır aynı zamanda.
Yıllar önce çok meşhur olan, sound olarak döneminin de çok ilerisinde bir parça vardı; Haremde Dans. Nezih Ünen’in henüz tanınmadığı dönemde yaptığı Yasak Elma adlı projenin alamet-i farikası. Yıllarca Süper FM kullandı bu temayı jingle olarak. Sonra yine iyi tanınan Çingene Yüreğim adlı şarkısı var. Siz farkına varmadan birçok projeye bulaşmışlığı, değer katmışlığı var.
Ancak Nezih’in içinde bir heyecan vardı uzun süredir. Yaklaşık 5 yıldır, onun için de çok özel olan ama aslen bu memleketin kültür mirası açısından büyük önem taşıyan bir projeyi hayata geçirebilmek için uğraşıp duruyordu.
Projenin adı, Anadolu’nun Kayıp Şarkıları. Nezih Ünen’in yönetmenliğinde hayata geçen uzun metraj bir belgesel/müzikal. Meselesi; 10 bin yıllık Anadolu kültürünün müzikal yolculuğu. "Bir senaryosu yok. Anadolu yapmış, biz çektik sadece" diyor Ünen. "Dünyanın son büyük uygarlığı Anadolu’nun, yıllar boyu bizi kendine hayran bırakan batı kültürüne söyleyecek bir sözü vardı. Ben buna aracılık ettim" diye de ekliyor.
Çekim sırasında tüm Anadolu’yu gezip 40 bin kilometre kat etmiş Nezih. Tam 133 otantik performans çekmiş kamerasına. Bu performansların 43 tanesini seçip montajını yapmak için tam 4 yıl uğraşmış. Çektiği performansların bazılarını yeniden ve layıkıyla düzenleyebilmek içinse 3 yılını vermiş.
AYAKTA ALKIŞLANDI
Nezih Ünen’in bu önemli filmi, geçtiğimiz günlerde 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında gösterildi. Akabinde ise aynı akşam Babylon İstanbul’da Anadolu’nun Kayıp Şarkıları konsepti altında bir konser oldu. Nezih Ünen Band olarak Alp Ersönmez, Sarp Maden, Mert Önal, Serhat Ersöz, Osman Aktaş, İzzet Kızıl gibi önemli müzisyenlerin yer aldığı konserin de, filmin ilk ve tek gösteriminin yapıldığı Beyoğlu Sineması’nın da ayakta alkışlayan izleyicilerle dolup taştığını özellikle söylemek isterim. Herkes gurur duydu yapılan işle.
Mardin’den Süryani ilahileri, Düzce’den Çerkez oyunları, Tokat’tan semah ve türküler, Rize’den Hemşin ve atma türküleri, Bingöl’den kartal dansı, Bursa’dan kılıç kalkan, Denizli’den zeybek, Kırıkkale’den bozlak, Muğla’dan Roman davul zurnası, Kars’tan âşık atışması, İstanbul’dan sema dönen dervişler, Ermeni ve Rum şarkıları...
Burada saymaya kalksam, bitiremem. O 10 bin yıllık hayranlık uyandıran kültürün, yani Anadolu’nun yok olmaya yüz tutmuş şarkıları, dansları...
Peki, siz bu filmi nasıl seyredeceksiniz? Maalesef biraz beklemeniz gerekiyor. Çünkü sonbaharda vizyona girecek. Yine de bir fikir edinmeniz için şimdiden fragmanı izlemenizi isterim.
Gebze’den Bir İşçi – 30.9.2011 | İşçi Dayanışması Derneği
19 Eylül Pazar günü, UİD-DER Gebze temsilciliğinde, Anadolu’nun Kayıp Şarkıları adlı belgesel filmi, etkinliğimize katılan işçi ve öğrenci kardeşlerimizle beraber izledik.
Yönetmen Anadolu’nun binlerce yıldır suskun kalan kültürlerini, müziklerini, ağıtlarını haykırırcasına günümüze yansıtmaya çalışmış. Bu müthiş müzikal zenginlik, Gürcü, Kürt, Laz, Ermeni, Türkmen, Arap, Kafkas, Çerkez ve Süryani halklarının bu toprakların ortak kültürünün parçaları olduğunu bizlere gösteriyor. Halklar, mutluluklarını, üzüntülerini, sevinçlerini, acılarını, ortaklaştırdıkları bir dille, müzikle yansıtıyorlar. Kültürlerini, seslendirdikleri türkülerle ve çaldıkları enstrümanlarla yansıtmaya, yaşatmaya çalışmışlar.
Anadolu’nun kadim halkları yıllarca baskılardan kaynaklı kendi dillerinde türkülerini, ağıtlarını söyleyemediler.
Söylemeye çalışanlar da zindanlara atıldılar. “Yeni albümüme birkaç tane Kürtçe parça koyacağım” diyen Ahmet Kaya’yı oracıkta linç etmek isteyenleri ve onların yansıttıkları egemen zihniyeti unutmadık. Söylediğimiz türkülerle isyanımızı, sevgimizi ve daha nice duygularımızı dışa vururuz. Ağıtlarla yaşanılan acılar dışa vurulur. Aslında müzik söylemek isteyip söyleyemediğimiz cümlelerimizin dışa vurumudur. Duygularımızın yansımasıdır.
Anadolu’nun kayıp şarkıları, halkların haykırışıdır. Anadolu halklarının türküleri susmayacak. Anadolu halklarının kardeşliği, türkülerini susturmaya çalışanlara en güzel cevabı verecektir. Bu önemli belgeseli izleyen insanlar herhalde “Türkün Türkten başka dostu yoktur” paranoyasının yerine, halklar yüzyıllardır kardeşmiş bundan sonra da kardeş kalacaktır diyecektir.
Yaşasın Halkların Kardeşliği!
Uğur Biryol – 20.3.2010 | Bianet
Nezih Ünen'in yedi yıldır yapımı süren Anadolu'nun Kayıp Şarkıları filminin soundtrack CD'si film vizyona girmeden önce Kalan Müzik etiketiyle müzik marketlerde. "Yüzyıllık sessizlik sona eriyor!" sloganıyla Mart ayında gösterime girecek müzikal belgeselin temel özelliği, Anadolu'nun ücra noktalarında provasız ve canlı kaydedilen otantik ses ve görüntülerin evrensel sound'larla düzenlenmiş olması. Nezih Ünen, Anadolu'nun Kayıp Şarkıları projesi için; "Bundan yaklaşık yüzyıl önce, teknolojik gelişmeler sonucu ses, kaydedilir, kopyalanabilir, taşınabilir ve satılabilir hale geldi. Plak endüstrisi kuruldu. Her kültür kendi şarkılarını, müziklerini seslerini kaydederek dünyaya yaydı. Kültürler kültürlere karıştı, evrimleşerek yeni kültürler oluşturdu. Dünyanın en eski yerleşim merkezlerinin, dolayısıyla uygarlıklarının mekânı Anadolu hariç. Neden mi? Belki biraz değerini bilmediğimizden, biraz da siyasi kaygılardan. Bizi ilgilendiren ise bu değerli mirasın yok olmasını ya da başkaları tarafından yağmalanmasını beklemeden harekete geçmek. Yıl 2010. Bu sessizlik sona eriyor. Kendi halkımızla birlikte bütün dünya bu yıl Anadolu'yu ve onun sesini duyacak" diyor.
BOZLAK’TAN DESTAN’A
Anadolu'nun kayıp şarkılarında toplam 16 eser yer alıyor. Memleketin dört bir yanından ağıtlar, türküler, şarkılar sırayla yerini almış. Gaziantep-Barak yöresine ait "Döne'm Zülüflerin Deste Deste" isimli eserle başlayan çalışmayı Mehmet Demir seslendirmiş. Tunceli-Hozat yöresine ait "Eşrefoğlu Al Haberi" türküsü ile devam eden çalışmanın sürprizlerinden biri Neşet Ertaş'ın babası, unutulmaz saz virtüözlerinden biri olan, Muharrem Ertaş'ın sesinden dinleme şansını bulduğumuz Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri bozlağı. Halil Er tarafından seslendirilen Beyköylü Ali Bey Yörük türküsü, " Bu tarla pamuk tarla yola gel/Bu tarla pamuk ister yola gel/İşçiler para ister yola gel/Patronlar sopa ister yola gel/ Çavuşlar sopa ister yola gel" sözlerine sahip Diyarbakır türküsü, Gam-ı Aşkınla isimli Urfa türküsü derken, Anadolu'nun kültürel çeşitliliğinin müziğe nasıl yansıdığını görebilmek mümkün. Albümün Doğu Karadeniz'e uzanan türküleri ise Hemşin yöresine ait Köprü Ortasında ve Derenin Kenarına Yattım. Köprü Ortasında Karadeniz'de bir ağıt türü olarak destanı örneklemek için albüme alınmış. Üç Hemşinli kadının ses verdiği destanda, ilki köprüden düşüp ölen ikincisi de İzmir'e gidip ölen iki genç kızın arkasından yakılan ağıt dillendirilmiş. Derenin Kenarına Yattım ise Kaçkarlar'ın yükseklerinden gelen bir rüzgâr esintisi gibi... Ufuk ve Firdevs Altay, bu çok eski destanı o kadar hakkını vererek okuyor ki, dinlerken insanın tüyleri diken diken oluyor.
KAYIP ŞARKILARA TEŞEKKÜR
Anadolu büyük bir kültürel mirasın üzerinde, zenginliğini "tekleştirmeye" indirgemek isteyenlere inat yaşamaya devam ediyor. Buna mukabil Anadolu'nun Kayıp Şarkıları, kültürel geçmişimizin bir izdüşümü gibi, her gün telaşla koşturduğumuz hayatın içinde bize derin bir nefes aldırıyor. Nezih Ünen'e, ekibine, bu birbirinden değerli türküleri icra edenlere ne kadar teşekkür etsek az.(UB/BÇ)